Osmanlıca Tablolar

Osmanlıca Tablolar

Osmanlıca Tablolar : Osmanlı Döneminde İstanbul’da Hat Sanatı : Sanat denilen kavram, elbette hiçbir milletin tek başına sahip olabileceği bir kavram değildir. Ancak milletler bir sanata imzalarını attıkları derecede, onun kendi çalışmaları ile ilgili olduğunu iddia edebilir, bunu başka milletlere de kabul etmelerini isteyebilirler. Eğer böyle olmazsa bu çabaları taklitçilik seviyesinde kalır. Osmanlı Devleti de bu usul ile bir sanatın sahibi olmuştur. Aslı Osmanlıya ait olmayan fakat dini bir hayranlık ve heyecanla benimsenip çok güzel örnekleri İstanbul’un fethinden sonra yüzyıllar boyunca geliştirilen bu sanat hüsn-i hattır.

Türklerin İslam dinini kabulü ve buna bağlı olarak yazılarını değiştirmeleri sonrasında, hat sanatıyla alakalı ilk verdikleri eserler maalesef zamanımıza kadar gelmemiştir. Ancak şunu hemen belirtelim ki: Türklerin hüsn-i hatta bu mertebe yatkınlıklarının yetenek haricindeki asıl nedeni, önceden kullandıkları Uygur yazısının da diğer Uzak Doğu yazıları gibi sanat icrasına müsait oluşundan dolayıdır.

Türklerde en eski hat sanatı örnekleriyle, Selçuklulardan itibaren tanışmaktadır. Anadolu Selçukluları devrinde, kufi hat sanatının kitaplarda kullanılmasından hemen hemen vazgeçilmiş, artık aklam-ı sitte hâkimiyeti başlamıştı. Bu nedenle, kufi hat sanatına, kitap başlıklarında ve abidelerde çiçekli, yapraklı, örgülü olarak tanınan tezyini şekilleriyle kullanılmaktadır.

İstanbul’un fethine kadar Osmanlının ilk yüzyıllarında,  Anadolu’daki hat sanatı, Abbasi’lerin Bağdat’taki sanatının devamı gibi görülmektedir. Sonunda, hat sanatı İstanbul’da Şeyh Hamdullah ile Osmanlı hakimiyetine geçmiş ve gelişip ilerleyerek 20. yüzyılı bulmuştur. Bu ilerlemede rolü bulunan üstadlarımızı rahmetle anıyoruz. Bu üstatlarımızı tanıtmadan evvel, Osmanlı hat sanatında kullanılan yazı cinsleri sırayla tanıtmak gerekecektir. Osmanlıca Tablolar

Hat Sanatında Aklam-ı Sitte

Bu isimle anılan altı farklı hat ekolü birbirine tabi, iki farklı başlık halinde gözden incelenebilir.

  1. Sülüs-nesih
  2. Muhakkak-reyhani
  3. Tevki-rika.

Bu üç ekolün başında gelen (sülüs, muhakkak ve  tevki) 2 mm civarında ki kalemle yazılmalarına karşı, ikinci olan (nesih, reyhani, rıka) ağız genişliği 1 mm olan kamış kalemle yazılır. Hat karakteri itibariyle, tevki ise rıkayla, muhakkak reyhaniyle, birbirine çok benzeyen iki kardeşi anımsatırlar.

Fakat sülüs ve nesih de durum böyle değildir. Bu ikisi arasında, ölçüleri dışında da daha belirgin farklar vardır. Nesih hattının çok ince yazılan formuna, toz tanesi kadar küçük görüldüğünden Gubari hattı denilmiştir. Osmanlıca Tablolar

Eski kaynak eserler yazının anası olarak adlandırılan sülüs hattı, aklam-ı sitte içinde sanatsal faaliyetlerde kullanılmaya en uygun olan hat çeşididir. Harflerindeki dairesel ve gergin karakter, ona hat sanatçısının elinde en fazla şekil zenginliğine girebilmek ve istiflere açık olmak imkanını verir. Bu durum abidelerde yer alan ve uzaktan okunabilme ihtiyacı olduğundan dolayı, ağzı geniş kalemle yazılan celi sülüs hattında daha da göz alıcıdır. (celi kelimesi sözlükte “iri, aşikar” anlamına gelmektedir)

Nesih hattı dairesel olmakla birlikte, satır nizamına tabi olup istife pek uygun değildir. Bu nedenle uzun metinlerin, en ziyade Kuran-ı Kerimlerin yazılmasında tercih edilmiştir. Matbaa harfleri de nesihle hattı ile hazırlanmıştır. Birbirine kardeş kabul edilen muhakkak ve reyhani de, düz harf unsurları baskın olduğundan dolayı satır nizamına uygun gelmiş; 16.yüzyıla kadar büyük boy Kuran- Kerim’ler için muhakkak hattı, küçük boy Kuran- Kerim’ler için de reyhani hattı kullanılmıştır. Tevki ve rıka kardeşler de Osmanlı Devletinin ilk dönemlerinde resmi yazışmalarda ve nadiren de olsa kitap çoğaltmak için kullanılmıştır. Bu 6 farklı ekolde de, hareke ve diğer yardımcı okuma işaretleri kullanılmaktadır. Türkçe yazılar için nesih, tevki ve rika hatlarının harekesiz yazıldığı da görülmektedir.

Satışını yaptığımız osmanlıca tabloların kanvas tablo olarak satışı yapılmatadır.